ANAMIN TEMİZ ÖRTÜSÜ, BİR GÜN KİRLİ SİYASETTEN EMEKLİ OLUR MU ACABA!!!

Türk milleti olarak genel itibariyle dini vecibelerimize ve örfi değerlerimize bağlı bir milletiz.

Kimimiz diğerimize göre daha mütedeyyin, daha muhafazakar, daha tutucu olsa da  veya küçülen dünyanın getirdiği kültürel savrulmalarla, daha önceden sadece filmlerde ve absürt programlarda gördüğümüz marjinal modeller her ne kadar daha fazla aramızda dolaşsa da, sarhoşun yerde gördüğü takvim yaprağını "Üstünde Ayet yazar, günahtır.." deyip yerden alması gibi ortak değerler noktasında büyük oranda aynı paydada buluşabiliyoruz çok şükür. Çünkü ne olursak olalım kökümüz kavi, temelimiz sağlam.

Mesela başörtüsü diye bir gerçeğimiz var; yüce Kitabımızın apaçık ayetlerle (Nûr-31)(Ahzâb-59) "...örtünün..." diye emrettiği ve İslam'la müşerref olmadan önce dahi medeniyetler arasında, insani değerler bağlamında en makul ve akılcıl hassasiyetlere haiz olan kültürümüzün de bu bağlamda çabuk benimsediği ve desteklediği, halk arasında eşarp, tülbent, yazma, örtme.. diye anılan; işin içine siyaset girince, Farisi’den Fransız’a oradan da bize geçen bence en iğdiş hitap şekliyle türban diye nitelendirilen ve amaca göre dokuma, basma, örme.. her ne şekilde ise imal edilen örtünme aracı ...

Siyasetin hareketli olduğu, birilerinin birilerini alt etmek için içeriden ve dışarıdan elbirliği ile ve canla başla mücadele ettiği  her dönemin etkili silahlarından biri olmuştur türban!!!

Mesela 28 Şubat döneminde..
Zamanın hükümeti, muhafazakar ideolojinin temsilcisi olarak kendini niteleyen Erbakan hükümetiydi ve o günün küresel şeytan aklıyla karşılıklı hesapları uymadı demek ki, ki adamı alaşağı etmek için konuşmalarının önünü arkasını kesip farklı yayınladılar, olur olmaz değişik bağlantılarını bulup yalan doğru delillerle ve şahitlerle meseleleri değişik mecralara soktular, Kalkancı’lar, Müslüm Gündüz’ler diye bilmedik görmedik tarikat şeyhleri-kanaat önderleri türetip onları türbanlı Fadime Şahin’lerle ve daha niceleriyle, İslam alemininin nasıl sapkın ve ırz düşmanı ve o oranda tehlikeli olduğunu ispatlamak maksadıyla çarpık ilişkilere sokup cami tuvaletlerinde uygunsuz bastılar.. Vesaire.
Sahi ne oldu onlara! Mesele bitti, manaya erildi, tezgah toplandı değil mi!

O dönemlerin mağduru yine Anadolu’nun öz çocukları oldu..
Mesela kız kardeşim o dönem üniversite çağında idi..
İlkokul, ortaokul, lise, okul birinciliğinden hiç feragat etmemiş, yüz üzerinden doksan beş aldığı zaman bile strese sıkıntıya giren, milliyetçi muhafazakar bir aileden hem dünyevi hem uhrevi müsbet bir eğitim almış; kısacası rahatlıkla geleceğimizin teminatlarından sayabileceğimiz karakterde, bilinçli, sorumluluklarına haiz, çalışkan pırıl pırıl bir gencimizdi.. Ve o günlerin en popüler siyasi simgelerinden birine “türban” a takıldı hayalleri, idealleri.. Onun başındaki başörtüydü aslında, siyasi versiyonu olan türban değildi ama kime ne anlatacaktı, neyi nereye koyacaktı! 
Aç başını oku dedik, günahı bizim olsun, yazık etme kendine..dedik. “Benimle hiç biriniz mezara girmeyeceksiniz, kararım karar, üstüme gelmeyin..” dedi, daha bir şey diyemedik! Gönderdik yurtdışında uyduruk bir üniversiteye, denkliği yok bilmem neyi yok......... her neyse, o iş geçti, bir milli değer daha göz göre göre yitti.

Kardeşim siyaseti o günde bilmezdi, bugünde anlamaz, yarında anlayabileceğini düşünmüyorum. 
Eğer siyaseti bilseydi açardı  başını çünkü.. Tıpkı o günün de bugünün de siyasetine yön verme gayesi güden, ince hesaplar yapıp oyunlar kuran, bizi bize düşürüp gemisini yüzdüren emperyal şeytan aklının yerli tetikçilerinin tahakkümü altında tuttukları kaybedilmiş kızlarımıza, namı diğer yitik "ablalara" ilk günden başlarını açtırdıkları gibi! Hatırlarsanız hiç direnmediler. Yolbaşçıları şehir, bölge, ülke, kainat imamları işin arka planını biliyorlardı çünkü. Yapacak bir şey yok.. Vatan sağolsun, daha kötülerini de gördük.

Anam desen, memleketin en cafcaflı seksen öncesi döneminde, öncüsü bir yaş büyüğü teyzemle beraber, gerek o günlerde solun kalelerinden sayılan İstanbul üniversitesi İktisadi idari bilimler fakültesi Beyazıt kampüsünde öğrenim görürlerken olsun, gerekse çalışıp emekli oldukları devlet bankasında memuriyet günlerinde olsun, inançlarının gereği giydikleri başörtülerinin türban sanılması hasebiyle türlü türlü sıkıntılar çekmişlerdi. 
Tabi özellikle o sıkı yönetim şartlarında, işlerini iyi yapmaları ve iyi idarecilerle karşılaşmaları neticesi türban olmayan başörtüleriyle yer yer dereceleriyle oynansa da, hakları tam verilmese de, üniversite mezununun kıymetli olduğu dönemlerde ortaokul mezunlarının müdür olabildiği bir ortamda şeflikten yukarıya çıkamasalar da, emekli olana kadar çalışabilmeleri bir şans, buna da şükür.
Şuraya geleceğim; anamda siyaset bilmezdi, yine bilmez.. (Teyzem için aynı şeyleri söyleyemiyorum, siyaset bilmese reisine laf söylediğimiz zaman terlikle kovalamaz bizi. :)  Şakası bir yana.. Biz neyin ne olduğunu, kimin hangi amaca hizmet ettiğini bilen insanlarız ve her şeye rağmen söylenecek söz yine aynı; Vatan sağolsun...

E şimdi bakıyorum, Kılıçdaroğlu'su, İmamoğlu'su, Kaftancı'sı ve daha niceleri yanlarından türbanlı eksik etmedikleri gibi her toplumsal olayın da baş aktörleri yine o perspektifte seçilmekte. Neden? Çünkü halkın büyük bir çoğunluğu, kendisi uygulasa da uygulamasa da muhafazakar ve sizinle birlikte yürüyen müslüman mintanı giymiş bir güruhun beyni yıkanmış hizmetkarları hariç toplumun diğer kesiminin olmazsa olmazıdır başörtüsü. Seni belki terletir, saygı duyarım, bende çok sıkıya gelemem ama ananın başı örtülüdür, teyzen örtülüdür, yengen örtülüdür, amcanın kızı örtülüdür derken.. çok Allah'sız kitapsız değilsen, bu işin mağduriyeti seni de bir şekilde etkiler, sen de rahatsız olursun. 
Bu toplumsal duyarlılığın farkındalar ve gerek sayın Erdoğan'ın yakıştırması gibi; yanlarında konu mankeni gezdirmek suretiyle, sözüm ona insanlara "Bizde sizdeniz.." imajı vermeye çalışmaktalar, gerekse Boğaziçi'nin Şeyma'sı gibi eline bir kağıt tutuşturup "ezberle bunları, yarın kameralar karşısında öttüreceğiz seni.." şeklinde kurgular düzerek hassaslara dokunmaktalar.

Kızcağızı nasıl kurmuşlarsa anlatacaklarını unuttuğu zaman gülme krizine giriyor. :)

Çıkmış kameralar karşısına ve her ne kadar masum anlamlar yüklenmeye çalışılsa da terörizmin en simge işaretlerinden olan zafer işareti yapıyor geleceğimin teminatı öğrenci arkadaşım. 

Cenab-ı Hak'kın sırf bu yüzden bir topluluğu helak ettiğini en iyi bilenlerden olması gerekirken; en iyi LGBT'lilerle anlaşabildiğini söylüyor müslüman kardeşim. 

Kabe'nin üzerine çizilen şahmeranlı LGBT figürlü iğrenç provokasyonu sanat sayıyor mümine bacım öyle mi!  

Bırakın bu işleri be, bırakın... Anam emekli olalı 20 seneyi aştı, başındaki örtüyü kirli siyasetinize meze yapmaktan vazgeçin artık, yaşa takın bir şeye takın, onu da emekli edin.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.