İKLİM, NÜKLEER ENERJİ VE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ

Kritik bir 15 gün geçiriyoruz diyebiliriz. İskoçya’nın başkenti Glasgow’da düzenlenen İklim Zirvesi 31 Ekim’de başladı ve 12 Kasım’a kadar sürecek. Burada dünyanın dev ekonomileri karbon emisyonunu 2050 yılına kadar sıfıra indirgeme hedefini koymak için çalışıyor. Batı 2050’yi işaret etse de, Rusya ve Çin bu hedeflerin 2060’dan önce gerçekleşemeyeceğini konusunda ısrarcı.

İklim Zirvesi, 30-31 Ekim’de de İtalya’nın başkenti Roma’da gerçekleşen G20 zirvesinin hemen ardına denk geldi. Bu da bir anlamda zirvenin önemini artırdı. Çünkü Roma’da buluşan pek çok dünya lideri sonrasında da Glasgow’da bir araya gelecek. İklim meselesinin ekonomiyle omuz omuza işlediği hesaba katılınca, sıralaması da çok güzel oldu. 

Peki ama nedir bu enerji ve iklim meselesi? Biz, enerji meselesini daha çok “Doğalgaz’a yine zam geldi” haberleriyle tanıyoruz. Bir de, Akkuyu Nükleer Santral projesi var. İlk ünitesinin Cumhuriyet’in 100’üncü yılında devreye alınması planlanıyor. Türkiye, her meselede olduğu gibi bu konuda da ikiye bölündü ve kör dövüşü hakim.

Özellikle petrol ve doğalgaz başta olmak üzere ihtiyacı olan enerjinin çok büyük kısmını ithal eden bir ülke olarak, nükleer enerji bizim işimize çok yarar. Madalyonun öbür ucunda da riskleri var. Son olarak 10 yıl önce Japonya’da patlayan Fukuşima var. Netflix’in dizisiyle yeni neslin öğrendiği Çernobil yani 1986’da SSCB’deki facia da akıllara geliyor. Yani en ufak bir  hata bile sonumuzu getirebilir. Ki, 1986’daki patlamanın özünde ucuz malzeme kullanılması yatıyordu. Malzemeden çalmanın ata sporu olduğu Türkiye’de bu yöndeki eleştiriler hiç de haksız değil elbette. Dolayısıyla destekleyenlerin de karşı çıkanların da elinde güçlü kozlar mevcut.

Avrupa’da nükleer santral meselesiyle ilgili 2 hakim görüş ve akım var. Yenilebilir enerji taraftarlarına göre fosil yakıtlar daha da pahalanacak. Yenilebilir kaynaklara ne kadar erken geçilirse o kadar iyi. Çünkü enerji kaynakları ve dağıtım imkanları talep artışı karşısında çok sınırlı durumda. Bu boşluğu yenilebilir enerji kapatabilir. Fosil yakıtlardan yenilebilir enerjiye geçmek için bu belirsizlikle yüzleşmek zorundayız. 15-20 yıl sonra her şey çok farklı olacak.

İkinci grup ise yeni nesil nükleer enerji yanlıları. Almanya’nın yaptığı gibi nükleer enerjiden yenilebilir enerjiye geçmenin anlamsızlığına dikkat çekiyorlar. Enerjide geçiş sistemi gerçeklerle uyuşmuyor onlara göre. Buna ek olarak, geçiş de olması gerekenden çok hızlı yapılıyor. Yenilebilir enerjinin karbon emisyonu nükleerden daha yüksek. Nükleer santrali işletmesi diğerlerine göre çok daha az maliyetli. Üstelik karbon emisyonu sıfır. Ayrıca Rusya’ya her yıl giden yüzlerce milyar dolar da ortadan kalkacak. Yapılması gereken tek şey, nükleer santral güvenliğini artırmak. “Daha küçük daha modern nükleer tesisler kuralım” diyenler de var. Bu ekolün başında Avrupa’dan İngiltere ve Fransa geliyor. Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu fikrin en ateşli savunucularından. Dünyada ise ABD ve Çin yeni nesil nükleer yanlısı.

Avrupa’da bu konular konuşuluyor zira AB’de doğalgaz fiyatları yılın başına göre 6 kat daha pahalı. Ekonomik krize pandemi de eklenince bu tablo ortaya çıktı. Birlik’in Rusya’da doğalgaz konusundaki bağımlılığı da ayrı bir başlık. Rusya’dan Almanya’ya gaz gönderme projesi Nordstream tamamlandı. Bu, “Almanya’nın enerjide kaderini Rusya’nın eline teslim ediyor” eleştirilerini de beraberinde getirdi. Kulislerde konuşulana göre Ruslar, “İkinci boru hattı projesini onaylarsanız ancak o zaman yollayacağımız gazı bizim belirleyeceğimiz oranda artırırız” diyerek aba altından soba gösteriyor. AB ise “Yenilebilir enerjiye geçeceğim, talebim sizin önerdiğiniz kadar artmayacak” diyor. Bu da başlı başına bir kriz. ABD ise projenin inşasında yer alan şirketlere yaptırım uyguluyor. Yani doğalgaz meselesi ekonomik değil tamamen siyasi bir hale, ülkelerin güç gösterisi yaptığı bir şekle büründü.

Ayrıca Nordstream ile gazın taşınmasıyla birlikte Rusya’nın kanlı bıçaklı olduğu Ukrayna’ya olan bağımlılığı da ortadan kalkacak. Bu, Ukrayna’nın kırılgan durumunu daha da tehlikeli hale büründürür. Çünkü yarın bir gün Ruslar, Donbass ve Kırım’dan sonra ülkenin geriye kalan bölgelerini de yutmaya kalkmaları durumunda, Ukraynalılar’ın sabote edebilecekleri herhangi bir gaz borusu da olmayacak.

Bu bilgi bombardımanını şunun için yaptım: Enerji gibi hayatımızı kökten etkileyen bir meselede 19’uncu yüzyıl sonları-20’nci yüzyıl başlarında olduğu gibi çok önemli bir eşik geldi çattı. Kartların yeniden karıldığı bir ortamda Türkiye tercihini nükleer enerjiden yana yapıyor. Üstelik bu kanadın savunucuları ABD, Çin, İngiltere ve Fransa gibi ülkeler. Yani sanıldığı gibi nükleer enerji tarih olmadı, nükleer enerjiyi savunanlar da Erdoğan ve çevresindeki gazetecilerden ibaret değil. Mesele çok daha derin. Bakalım neler olacak...

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.