Devlet Bahçeli'den Sözde Atatürkçülere Misak-ı Milli Dersi

MHP lideri Devlet Bahçeli, bugün yaptığı meclis grup konuşmasında Atatürkçü olarak kendilerini ifade eden bir takım gruplara Atatürk’ün mirası ile ilgili ders verdi. Bahçeli’nin konuşmasının satır araları şöyle; Bir zamanlar Lenin’e gönül vermiş, sonra Mao’nun peşine takılmış, orak çekiçle umutlanmış, Moskova’nın yoluyla avunmuş, dikiş tutmayınca Vashington’da Sam Amcalarına tutunmuş, işler sarpa sarınca da Atatürk’e başını çevirmiş eski tüfekler neyden bahsediyorlar? Aziz Atatürk’ten sonra bunların istikameti hangi sapağa, hangi uçuruma, hangi mihnet ve melanete çevrilecektir? ABD’nin kripto elemanları iseler söylesinler bilelim.

Devlet Bahçeli'den Sözde Atatürkçülere Misak-ı Milli Dersi
MHP lideri Devlet Bahçeli, bugün yaptığı meclis grup konuşmasında Atatürkçü olarak kendilerini ifade eden bir takım gruplara Atatürk’ün mirası ile ilgili ders verdi.

Bahçeli’nin konuşmasının satır araları şöyle;

Bir zamanlar Lenin’e gönül vermiş, sonra Mao’nun peşine takılmış, orak çekiçle umutlanmış, Moskova’nın yoluyla avunmuş, dikiş tutmayınca Vashington’da Sam Amcalarına tutunmuş, işler sarpa sarınca da Atatürk’e başını çevirmiş eski tüfekler neyden bahsediyorlar?
Aziz Atatürk’ten sonra bunların istikameti hangi sapağa, hangi uçuruma, hangi mihnet ve melanete çevrilecektir?
ABD’nin kripto elemanları iseler söylesinler bilelim.
İsrail’in kuryeliğine, karanlık süvarisi olmaya özeniyorlarsa, açıklasınlar öğrenelim.
Türk düşmanlarına köle olmuşlarsa, Türkiye hasımlarının piyonluğuna tehditle tamam demişlerse yardım dilesinler, biz ettik siz etmeyin desinler, gereğini yapalım.
Aslında ne dediğimizi bal gibi anlıyorlar.
Neyi anlattığımızı buz gibi görüyorlar.
Yalnızca kabullenemiyorlar, yediremiyorlar, sindiremiyorlar, efendilerinden zılgıtı yiyince de üzerimize üzerimize geliyorlar.
Gelsinler bakalım, göreceklerine de şimdiden ve peşinen hazırlansınlar.
Tarihe sırt dönmek, coğrafyaya yüz çevirmek bizim harcımız değildir.
Bin yıl hakimiyetimizde bulunan, şunun şurasında bir asır evvel oyunlarla elimizden alınan topraklarla ilgilenmemiz hakkımız, milli görevimizdir.
Türk askerini sırtından vuran alçaklarla yanak yanağa verip zehir imal edenler bize Misak-ı Milli hususunda ayar veremez, hizaya getiremez.
Yerimizi biliriz, herkesin de bilmesini isteriz.
Yurdumuzu biliriz, bilmeyen varsa bedel ödemek pahasına öğretiriz.
Yönümüzü biliriz, yolsuz ve vatansızlara Osmanlı tokadını indiririz.
Şunu bir defa kesin hatlarla, keskin ifadelerle söylemek isterim ki; Misak-ı Milli Atatürk’tür, aynısıyla Türk milletinin hayat alanındaki tavizinin son sınırıdır.
Mustafa Kemal, Misak-ı Milli’yi doğrudan doğruya Türk milletinin Anayasası olarak belirtmiştir.
Ve de Misak-ı Milli’yi şöyle tarif etmiştir:
“Vatanın dış düşman karşısındaki durumunu ve yerini tespit eden kutsal bir kuraldır.”
Hatta aziz Atatürk, daha da ileri gidip şöyle demektedir:
“Misak-ı Millimizde muayyen ve müspet bir hat yoktur. Kuvvet ve kudretimizle tespit edeceğimiz hat, hatt-ı hudut olacaktır.”
Misak-ı Millî, Osmanlı İmparatorluğu’nun son Meclis-i Mebusan’ın 28 Ocak 1920’de kabul ettiği altı maddelik bir bildiridir ve Türk milletinin sözüdür.
Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş senedi, Milli Mücadele’nin zafere ulaşmasını sağlayan ruh ve var oluş beyannamesidir.
Şimdi dikkatlerinize sunmak istediğim tarihi belge ve deliller vardır ve sırasıyla şöyledir:
Merhum Ali Fuat Cebesoy, Misak-ı Milli isimli eserinde, Mustafa Kemal’in ta 1907’de sınırları çizdiğini anlatır.
Ardından Gazi Mustafa Kemal, 28 Aralık 1919’da, yani Ankara’ya gelişinden bir gün sonra, Ziraat Mektebi’nde bir bir Misak-ı Milli’nin sınırlarını etrafına açıklar.
1920’de Kütüphaney-i Kanaatin bastığı yeni Misak-ı Milli haritası her şeyiyle meydandadır.
1921’de kabul edilen İstiklal Madalyası Kanununa göre, belirlenmiş madalyanın arka yüzünde Misak-ı Milli haritası vardır.
Ayrıca 1924 yılında, dönemin muhterem milletvekillerine yılbaşı hediyesi olarak Misak-ı Milli haritası dağıtılmıştır.
Bu haritada, “Batum, Halep, Rakka, Deyr-i Zor, İdlib, Süleymaniye, Musul ve Kerkük” Türkiye toprağı olarak gösterilmiştir.
Zoruna giden varsa, hoşuna gitmeyen bulunuyorsa bizim meselemiz değildir.
Onlar doğruca müstevli kalıntılarının, haçlı hısımlarının dizinin dibinde soluklarını almalıdırlar, yakında da inşallah alacaklardır.
Tarihin çağrısına kulak tıkayanlar, istikbalin aydınlığına gözünü kapatan yersiz yurtsuzlardır ve vatan düşmanlarıdır.
Misak-ı Milli Türk milletinin yeminidir, Türk milletinin varlığının aslında ucu açık sınır alanıdır.
Bu yemin tutulmalıdır, bu yemin yaşatılmalıdır.
Yemin nedir bilmeyen, yeminleri bozan, bozmaya kalkan ne bizdendir, ne de bu millete dost ve samimidir.
Şimdi anlaşıldı mı niye 82 Kerkük.
Şimdi belli oldu mu niye 83 Musul.
Bugünden 84’ü söylemeyeyim, çünkü 85’in heyecanı kalmayacaktır.
Misak-ı Milli’den vazgeçmek gelecekten vazgeçmektir.
Misak-ı Milli’den vazgeçmek istiklal haklarımızı pazarlık konusu yapmak demektir.
Misak-ı Milli’nin ana felsefesi; “Mondros Mütarekesi imzalandığı sırada işgal edilmemiş, çoğunluğu Osmanlı ahalisi olan böl­geler kesin Türk yurdudur ve parçalanamayacaktır” anlayışına göre bina edilmiştir.
Bize ne işiniz var Kerkük’te diyorlar, ama ABD’ye dönüp ne arıyorsunuz Irak’ta, ne geziyorsunuz Suriye’de demiyorlar, diyemiyorlar.

 

 
Güncelleme Tarihi: 10 Ekim 2017, 19:49

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER